12 Mayıs 2014 Pazartesi

Sevmeyi bilmek lazım

Hepimiz aşık olmak, sevmek ve sevilmek istiyoruz. Bunun için hep farklı deneyimler farklı olaylar yaşıyoruz. Yanlış insanları deneyimliyoruz üzülüyoruz. Takıntı haline getiriyoruz zamanımızı harcıyoruz. Gereksiz bağlanıyoruz, kişileri merkezimiz haline getiriyoruz yıpranıyoruz. Kısacası biz sevmeyi başaramıyoruz. Her şeyden önce karşımızdaki kişiye hemen teslim oluyoruz. Aslında hepimizin birbirini tanıması için süreye ihtiyacı var. Biz o süreyi tanışma değil bağlanma sürecine çeviriyoruz. Nice insanlar tanıyorum yalnızca iki haftada çok seviyorum, ölüyorum diyen. İki haftada birbirinize ne kadar emek vermiş olabilirsiniz?! Sevgi emeğin meyvesidir.
Hayatınızın merkezinde sadece siz olmalısınız; kocanız, sevgiliniz, arkadaşınız, anneniz hatta çocuğunuz bile olmamalı.  Siz başkası olmadan değil, siz olmadan yaşayamazsınız. Belki bencillik gibi olacak fakat hayatta bazen bencil olmak zorundayız. İlk önce siz sonra başkası. Siz ne istiyorsunuz, siz nasıl mutlu oluyorsunuz, siz nasıl huzurlu oluyorsunuz; bunlara karar verip yapmalısınız. Başkalarının mutluluğu sizden sonra hesaba katılmalı.
Karşınıza çıkan herkes size bir şeyler öğretir. Yaşanan kötü olaylarda, ayrılıklarda sızlanmak yerine size kattıklarını düşünün. Hayat yolunda size yardımları için ona teşekkür edin. Unutmayın kimse bulunmaz hint kumaşı değildir, saplanıp kalmayın. Herkesin sizin hayatınızda bir süresi vardır. Süre dolunca kim olursa olsun vedalaşma vaktidir. İnanın olmuyorsa da vardır bir hayır. İlerleyen zamanda mutlak görürsünüz.
Aşk acısı diye bir şey yoktur onu biz yaratırız. Hatta alışkanlık haline getirip acıyla besleniriz. İçimizde boşluk olarak gördüğümüz şey o noktada barındırdığımız negatif enerjimizdir. Evrende hiç bir boşluk yoktur. Sadece o enerjiyi pozitife çevirmelisiniz (''İçimizdeki boşluk'' yazımda bundan bahsetmiştim). Siz kendiniz bir bütün olduğunuz için kimse sizin yarınız değil bu sebeple acı diye bir şey de yoktur.
Karşılık beklemeden sevin. Ben onu çok seviyorum, o da beni benim onu sevdiğim kadar sevsin düşüncesiyle seviyorsanız zaten sevmeyecektir. Siz sevgi enerjinizi bir koşula bağlıyorsunuz çünkü. Halbuki içimizdeki tüm güzel duygular karşılıksız olmalı. O zaman bir beklenti içine girmemekle birlikte emin olun siz belki farkında bile olmadan karşınızdaki sizden daha fazla bir enerjiyle size yaklaşacaktır. Hep bir karşılık peşinde olursak enerjimizi sınırlar yıpranırız.
O sebeple bu hayatta deneyin, tanıyın, yaşayın, beklentisiz sevin, sevilin, öğrenin(tecrübe edinin) ve zamanı gelince elveda demeyi bilin.
sevgiler

10 Mayıs 2014 Cumartesi

İsteyin ve sahip olun

Hayal kurmak, zihinde canlandırmak çok önemlidir. Zihnimizde bazen korktuğumuz şeyleri canlandırırız bazen ise yaşamak istediğimiz şeyleri. Dikkat edin zihninizde yoğun bir şekilde canlandırdığınız korkularınızı akabinde yaşarsınız. ''Korktuğum başıma geldi'' cümlesini belki de fark etmeden kaç kez kurdunuz. Bu çok doğaldır çünkü korku enerjisi çok yoğun ve güçlü bir enerjidir. Korktuğunuz şey her neyse evren size onu yaşatır.
Yaşatır ki onu deneyimleyin ve artık korkmaktan vazgeçin çünkü o şey başınıza geldiğinde de hayat devam eder ve siz yaşamaya devam edersiniz. Korkmayın veya neden korkuyorsanız zihninizi rahat bırakın. Yaşayacaksanız da yaşayın, deneyimleyin, öğrenin, bir müddet onla yüzleşin. Size kattıklarıyla mutlu olun. Bir daha ki adımınızı daha dikkatli atın. Daha da olgunlaşmanıza izin verin. Belki sizin hayır gördüğünüzde şer, şer gördüğünüzde de hayır vardır. Kendinize zaman tanıyın ve görün.
İstemediklerinizden çok istediklerinizi canlandırın zihninizde. Onun enerjisini çekin kendinize. İleride olacak şeylerin provasını yapmış olun. Düşünce gücünüzün sınırlarını ve mükemmelliğini deneyimleyin.
Ne olmak veya kimle olmak istiyorsanız oradaymışsınız, onlaymışsınız gibi hareket edin. Gece yatmadan orayı veya o kişiyi düşünün. Bunlarla kendinize yeni anılar kazandırın. Gerçekten inandığınız şeyi yaşarsınız. Biraz bile olsa şüphe size engel yaratır.Geleceğe dair olan bu anınızı öyle bir kurun ki görsellikten ziyade tüm duyularınıza hitap etsin. Zihninizde o an çalan müziği dinleyin, dokunduğunuz her şeyi hissedin, havasını koklayın  içinize çekin. Sonra düşünün, o anının içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz. Eğer rahatsanız, istediğinizle yeni oluşturduğunuz anınız uyuşuyor demektir. Aksine rahatsız olduğunuz veya bunu da nasıl yapacağım, çok imkansız gibi şeyler düşünüp söylüyorsanız o zaman bir uyuşmazlık var demektir. Eksiklik veya fazlalık neredeyse onu keşfedip yeni ve doğru olan anıyı oluşturun. Oluşturun ve zamanını kollamayın. Bekleyin, bu noktada sabır çok önemlidir. Merak etmeyin o en doğru zamanda olacaktır. Sitemkar bir tavırla beklemek zamanı uzatır.
Hiçbir şey imkansız değildir, bunu sakın unutmayın. Siz mükemmelsiniz ve gerçekten istediğiniz, kendinizle uyum içinde hissettiğiniz ne varsa yaşarsınız.
sevgiler

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bakış açınız hayatınızdır

Günlük hayatta hepimiz farklı problemler yaşıyoruz. Bu problemler kimi zaman sadece o gün için karşılaştığımız bazı şeyler olsa da kimi zaman rutin bir şekilde uğraş verdiğimiz bir duruma dönüşebiliyor.
Tabii biz bu durumları zihnimize olumsuz olarak kodluyoruz ve hafızamıza hatta fark etmeden  bilinç altımıza atıyoruz. Bu da bizi bazen bilinçli olarak bazen de bilinçsiz olarak (bilinç altına attığımız için sıkıntımızın sebebini bilemiyoruz) kötü etkiliyor. Hatta bu kötü etkiler davranışlarımıza dönüşüyor. Davranışlarımız da çevremizin bize olan tutumunu kötü yönde etkiliyor ve değiştiriyor. Bu durum hepimiz için kaçınılmaz son halini alıyor. Halbuki bunu değiştirmek çok kolay. Bu iş tamamen yine zihnimizde ve düşünme yapımızı değiştirmekte bitiyor.
Nasıl mı?
Ailenizle anlaşamıyor olduğunuzu varsayalım. Bu konuda ailenizi suçlayarak, onlara kin besleyerek veya onlarla ilişkinizi bozarak bu sıkıntıdan uzaklaşamazsınız. Aksine bu sıkıntı çığ gibi büyür ve siz sadece kendinize zarar verdiğinizle kalırsınız, onların davranışları ise asla değişmez. Burada yapılması gereken  biraz sağduyu göstermek ve bakış açınızı değiştirmektir. İlk önce neden bunu yaptıklarını sorgulayıp verdiğiniz cevaplar doğrultusunda zihninizi yeniden şekillendirmelisiniz; bu sizin bakış açımızı değiştirecektir.
*Babamın iş hayatında bazı problemler var.
*Aile büyüklerimden anneannem hasta o sebeple annemin morali bozuk.
*Annemle babam anlaşamıyorlar bu sebeple gerginler.
*Annem kardeşimi idare etmekte şu sıralar zorlanıyor ve bunun sıkıntısını yaşıyor.
*Annem ev işlerine yetişemiyor ya da iş hayatında bazı problemleri var.
*Annem veya babam  aileleri tarafından bu şekilde yetiştirilmişler.
*Annemin veya babamın kronik bir hastalığı var bu onları yıpratıyor.
*Annemin veya babamın günü bugün kötü geçmiş.
...
Daha bunun gibi pek çok örnek verebiliriz. Hatta yeni düşünceleriniz size tutarlı gelmese de siz zihninizde yarattığınız sağduyu cümlelerinize devam edin. Bu durum sizde bir süre sonra alışkanlık haline gelecektir. Olaya böyle yaklaştığınızda bu bakış açısını benimser ona göre davranırsınız. Davranışlarınız ise karşı tarafa yansıdığında olumlu etkiler bırakacağı için probleminiz kısa sürede çözüme kavuşacaktır. Yeter ki farklı bir çerçeveden bakmayı bilin. Bu yöntemi hayatımızın her alanında, problemi yaratan her kişi ve olay için uygulayabilirsiniz. Ben yukarıda sadece küçük bir örnekle açıklamaya çalıştım.
Unutmayın, düşünce yapınız hayatınızı şekillendirir.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

İçimizdeki boşluk

İnsanoğlu doğuştan her daim bir şeylerin eksikliğini hisseder. Eksik hissettiğini tamamlayınca da daha fazlasını ister. O da olur daha fazlasını ister. Hiç bir şekilde memnun olmadan hep ister. Aslında insanlar eksiksiz yaratılmışlardır ama bunu fark edemezler. Herkes kendi içinde tam ve bir bütündür. Kesinlikle eksiklik diye bir şey yoktur. Kimsenin içinde bir boşluk yoktur çünkü evrende boşluk yoktur. Evren boşluğu kabul etmez. İçinizde boşluk olarak hissettiğiniz şey aslında negatif enerjidir. Aradığınız her şey sizde mevcuttur. Önemli olan bunun farkına varmaktır. Kimseye anlam yüklemeden sadece o duygunun içimizde var olduğunu bilerek ve o duygunun enerjisini pozitife çevirerek duyduğumuz bu sahte yoksunluğu giderebiliriz.
Genellikle kişiye kendisinde sevgi, aşk eksik gibi gelir  ve bu duyguları başkalarına yükleyip kendilerini onlara adarlar. Çünkü bu insanlar için o kişiler eksik hissettikleri duygularını doyuranlardır. Kaybetmekten öyle korkarlar ki kölesi olurlar onların. Bu sorumluluğu, bu kodlamayı onlara yapmak kadar yanlış bir şey yoktur. Unutmayın kimse sizin diğer yarınız değildir. Hiç kimse sizi tamamlamaz ve hiç bir boşuğu dolduramaz. Siz kendiniz tek başınıza bir bütünsünüz ve eksiksizsiniz. Siz kimseye muhtaç değilsiniz. Hayatınız, yaşamınız kimseye bağlı değil. Kimsenin veya hiçbir şeyin kölesi de değilsiniz. ''Hayır'' demeyi bilmeli; kimseyi kaybetmekten de korkmamalısınız. Yeter ki gidene yol vermeyi ve gelene hoş geldin demeyi bilin. Unutmayın ki korktuğunuz şeyleri de yaşarsınız çünkü evren sizi mutlaka bununla sınar. Sınar ki kaybından korktuklarınızın aslında sizin hayatınıza son verecek  şeyler olmadığını anlamanızı sağlasın (deneyimlerimizden ve evrenin bizi sınama tekniklerinden ''Bu hayata herkes bir bavulla gelir'' adlı yazımda bahsetmiştim). Evren için bunu deneyimlemeniz zorunluluktur.
Eksikliğini hissettiğiniz duygular sizin içinizde, onların farkına varın. Sadece negatif enerji dolan yeri pozitife çevirin ve durmadan tekrar edin ''Ben kendi içimde tam ve bir bütünüm''.