28 Nisan 2014 Pazartesi

Algılama sistemleri ile kendini keşfet

Geçen bir yazımda harita vatan değildir demiştim. Herkesin zihin haritasının farklı olduğunu ve aynı olayı farklı kişilerin bambaşka şekillerde yorumlayabildiğine değinmiştik. Fakat yapılan farklı yorumlar yaşanan tecrübeler dışında algı sistemlerimizle de yakından ilgilidir. Hepimizde neredeyse aynı beş duyu organı mevcuttur ancak bu organların beyne ulaştırdığı sinyaller her birimizde farklıdır.  Bilinçaltı ve karakteristik özelliklerimiz de bu durumu tetikler. Sergilediğimiz davranışların çok az bir kısmını bilinçli yaparız. Davranışların çoğu bilinçaltımızın etkisinde gerçekleşir. Bilinçaltımız da daha çok subjektif tecrübeler ve şimdi anlatacağım algı sistemlerimiz ile şekillenmiştir.
 Ana hatları ile ele alırsak dört adet algı sistemi vardır:
1- Görsel:
Bu algı sistemi güçlü olan insanlar, çok hızlı düşünür ve çok hızlı konuşurlar. Zihinlerindeki film çok hızlı döndüğünden söylemek istediklerini bir çırpıda dile getirirler. Ayrıca yüksek bir ses tonu kullanırlar. Duruş olarak hep dik pozisyondadırlar ve düşünürken genelde gözlerini yukarı doğru dikerler. Bir şeyi hatırlamak istediklerinde o anı zihinlerinde canlandırırlar hatta bir resim karesi gibi gözlerinin önüne getirirler. Görsellik onlar için çok önemlidir. Yemeklerinde bile güzel görünmeyen bir yiyeceği tüketmezler. Görsel olarak beğenmedikleri bir ortamda bulunmak istemezler.
2- İşitsel:
Bu algı sistemi güçlü olan insanlar dinleyerek öğrenirler. Çok iyi bir dinleyicidirler.
Sesleri aşırı yüksek olmamakla birlikte ritimli ve ahenklidir. Kulağa hitap ederler. Bir şeyler hatırlamak istediklerinde gözlerini kulak hizasında sağa veya sola oynatırlar. Söylenenleri kolayca tekrar ederler. Genel olarak yüz yüze yapılmayan mesela telefonda yapılan konuşmaları severler. Müzikle yakından ilgilenirler. Çeşitli dikkat çekici seslerle dikkatlerini toplar veya dağıtabilirler.
3- Kinaestetik:
Bu algı sistemi güçlü olan kişiler diyaframdan derin nefesler alıp verirler. Düşünürken aşağıya sağa bakarlar. Yavaş yavaş, kelimelerini seçerek ve arada duraksayarak konuşurlar. Fiziksel temasa önem verirler ve bu tecrübeleri unutmazlar. İnsanların hisleriyle yakından ilgilenirler. Ezberleme sürecinde hareket halinde olmak isterler (yürüyerek yada ezberlemesi gereken şey neyse onu harekete dönüştürerek). İletişim içinde oldukları insanla yakın otururlar veya ona yakınlaşarak konuşurlar.
4-İşitsel Dijital:
Bu algı sistemine sahip bireyler genelde kendi kendilerine konuşma ve bir şeyler anlatma eğilimindedirler. Detaya inmeyi çok severler. Karmaşık cümleleri çözmeyi severler ve benzer cümleler kurarlar. Soyut kelimeleri sever ve ilgilenirler. Konuşurken bu tür kelimeleri seçerler. Mantıklı ve anlamlı olmaya önem verirler.
Synaesthesia
Bir kişi aynı anda iki algılama sistemini de yoğun olarak kullanıyor olabilir. Buna synaesthesia durumu deniyor. Yani bir insan görselken aynı zamanda işitsel de olabilir. Konuşması, ses tonu, hızlı düşünmesi görselliğinden ; düşünürken gözlerini kulak hizasında sağa sola oynatması işitselliğinden kaynaklanıyor olabilir.

Tabii bu sözü edilen davranışlar klasikleşmiş ayırt edici özelliklerdir. Söz gelimi görsel olan bir birey bu özelliklerin hepsini taşıyacak diye bir kaide yoktur. Fakat bunlara dikkat ederek kendimiz ve başkaları hakkında çokça fikir sahibi olabiliriz. Kendi zihnimizin hangi algıda daha güçlü olduğunu kavrarsak öğrenme yöntemlerimizi, iletişimimizi ve sosyal çevremizi ona göre seçebilir ve yönlendirebiliriz. Hatta sürekli diyalog halinde olduğumuz veya yeni tanıştığımız insanların algı sistemini çözüp ona göre hareket edebiliriz.

Haydi şimdi siz de zihninizde güçlü olan algıyı bulun ve kendinizi daha da yakından tanıyın!

26 Nisan 2014 Cumartesi

Enerji merkezlerimiz

Vücudumuzda yedi önemli enerji merkezi vardır. Çakralar bizim enerji merkezlerimizdir. Bu enerji blogları doğru çalışmadığında çakralarda sıkıntılar meydana gelir. Bu da insanın kendini kötü hissetmesine , vücut ve çevre dengesinin bozulmasına neden olur. Ayrıca enerji akımınızdaki aksaklıklar sağlığımızı ve ruhsal dengemizi bozar. Eminim şuan, hangi çakralar hangi noktaları temsil eder ve biz bu enerji alanlarımızı nasıl geliştirebiliriz soruları  aklınızı kurcalamaya başladı. Hemen paylaşmaya başlıyorum.
1. Çakra: Kök enerji merkezi
Cinsel organ ile anüs arasındadır. Bir ile sekiz yaş arasında gelişir ve fiziksel dünyayı ve ona duyduğumuz ihtiyacı simgeler. Daha açık söylemek gerekirse hayata, geleceğe bağlılık ve gücümüzün merkezidir.Rengi kırmızıdır. Bu çakramızın doğru çalışmaması ağrılara, aşırı kilo alıp vermeye, kansızlığa ve kemik erimelerine yol açar. Dengelenmesi için protein alımına özen gösterilmesi gerekir ve zihnimizde kırmızı rengini neyle bütünleştirebiliyorsanız onu hayal ederek içinize çektiğinizi düşünebilirsiniz.
2. Çakra: Hara enerji merkezi
Kuyruk sokumu ve göbeğin altındaki bölgede bulunur. Sekiz ve on dört yaş arasında ge
lişir. Duygularımızı ve cinselliği bu çakra kontrol eder. Daha açık olarak bu merkez; cinsel yaşamın tatmin edilmesi, iletişim kurmak ve bu ilişkilerden zevk alma gibi anlayışların bütünleştiği yerdir. Bu çakranın yetersiz çalışması durumunda cinsellikte saplantılı davranışlar veya cinselliğe ilgisizlik görülür. Bu çakranın dengelenmesinde sıvı alımı önemlidir. Hara çakrasının rengi turuncu olduğundan zihninizde turuncu olan nesneleri hayal ederek bu enerji merkezinizi düzenleyebilirsiniz.
3. Çakra: Karın enerji merkezi
Sırtın altında, göbeğin hizasında yer alır.Vücuttaki şeker ve insülin dengelenmesini sağlar. Ayrıca insanlarla olan ilişkilerin kontrolünü sağlar. Asıl olan bu merkez insanlar arası ilişkilerin  özellikle anne çocuk ilişkilerinin kurulabildiği duygusal bir merkezdir. Çakranın dengesizliği reddedilme korkusu, güvensizlik, aşırı eleştirel tutum, kendini yalnız hissetme gibi durumlar meydana getirir. Sarı bu enerji merkezinin rengidir. Zihninizde özellikle altın rengini  size verebilecek nesneleri hayal edin böylece dengelenmesine yardımcı olabilirsiniz.
4. Çakra: Kalp enerji merkezi
Sırtın yukarısında, göğüs boşluğunda, kalbin yanında olan bu merkez sevginin merkezidir. Aynı zamanda bağışıklık sistemimizi de güçlendirir. Maddesel olanla ruhani olan arasında bağı kurar. Düzenli çalışmadığı durumda nefes bozuklukları, yüksek tansiyon ve bunun yanında  bağımlılık, endişe, alınganlık, melankoli, yalnızlık korkusu ve aldatılma korkusu yaşanabilir. Yeşil bu enerji merkezinin rengidir. Bol yeşillik olan yerlerde doğa yürüyüşleri, zihinde yeşil rengini canlandırma ile ve odanızda, giyiminizde bu rengi kullanarak şifalanabilirsiniz.
5. Çakra: Boğaz enerji merkezi
Boyunla boğaz arasındaki çukurda boyun omurunun hizasında yer alır. Bu merkez algılama ve ifade etmenin bireyin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterdiği bir merkezdir. Bu enerji merkezindeki bozukluk fikir, duygu ve düşünceleri ifade edememe, utanma, sessiz ve toplumda güvensiz hissedilme, konuşurken kekeleme gibi sorunları getirir. Bu enerji merkezinin rengi mavidir. Deniz gezintileri, zihinde mavi rengi canlandırma hissetme gibi aktivitelerle şifalanabilirsiniz.
6. Çakra: Üçüncü göz enerji merkezi
İki göz arasında, burun köprüsü üstünde, alnın ortasındadır. Bu merkez bir önsezinin oluştuğu, bilgilerin algılanılmasına çalışıldığı idrak etme merkezidir. Bu enerji merkezi iyi çalıştığında kişinin iradesi tamdır. İyi çalışmadığı durumda kabuslar, öğrenme zorlukları, başarısızlık korkusu, migren, görme bozuklukları,sinirsel rahatsızlıklar meydana gelir. Enerji merkezinin rengi mordur. Zihinde mor rengi canladırarak ve yaşam alanımızda tercih ettiğimiz bir renk yaparak  merkezi dengeleyebiliriz.
7. Çakra: Taç enerji merkezi
Başımızın tepesinde en orta noktada yer alır. İhtiyacımız olan hayat gücünün geldiğine inanılan bağlantı noktasıdır. Yuva ve evi, ruhsallığı ve her şeyle birlikte olma duygusunu simgeler. Merkez uyumsuz çalışırsa
ölüm korkusu, psikolojik bozukluklar, panik, tükenmişlik duygusu,depresyon görülür. Beyaz ve koyu mor bu merkezin rengidir. Zihinde renkleri canlandırma ve maneviyat güçlendirmesiyle denge sağlanacaktır.

    

25 Nisan 2014 Cuma

Bu hayata herkes bir bavulla gelir

Hepimiz bir neden için bu dünyaya geldik. Kimimiz bunun farkındayken kimimiz sadece nefes alıp günlük ihtiyaçlarını karşılayarak bir ömrü yok ediyoruz. Yaşadığımız her şey de dünyaya gelme nedenimizin bir parçası aslında. Bu yaşadıklarımızın içinde iyi anılar da kötü anılar da mevcut. İyi anıları hatırlayınca problem yok ama kötü anılar yakamızı bir türlü bırakmıyor. Sürekli akla gelmekle kalmıyor her hareketimizde bizi an be an izliyorlar sanki. Aşkla alakalı kötü anılarımız mevcutsa; tam yeni bir aşka yelken açacakken kulağına bir ses fısıldıyor ''Sakın ha,uzak dur! Hatırlamıyor musun ne çok acı çektin?!''. O sesi duyduktan sonra kendine gelip düşünüyor insan ''Ben bu konuda çok şanssızım'', ''Bir daha üzülemem,yapamam''. Buraya kadarını hepimiz mutlaka yaşamışızdır. Hatta bunun gibi farklı konulardaki kötü anılarımızı da hatırlayarak günlük hayatta bir çok kez bu gibi kısıtlamaları kendimize uygun görüyoruz. Fakat insanoğlunun atladığı bir nokta var. Bu olay senin karşına eksik olduğun o yönünü tamamla veya sivri olduğun özelliğini törpüle diye çıktı. Eğer  bunu fark edip bu yönlerini düzeltebilirsen ne ala; o zaman o sınavı verir geçersin ve sonsuza dek o deneyimin yinelenmesinden kurtulursun. Eğer ki farkına varmayarak sadece isyan edip, gereksiz kodlamalar yapıyorsan kendine; o zaman kaldın demektir. Evren sen o sınavını verene kadar yakandadır. Dikkat edin, siz isyan ettikçe aynı acı olay kaç kere daha başınıza geldi, her defasında yine mi ben demiyor musunuz? Artık farkına varın ve ders çıkarın yaşadıklarınızdan. Yaşatanı da affedin gitsin. Hatta teşekkür edin ona bu güzel deneyim için. O size büyük bir iyilik yaptı. Artık o düzeltilmesi gereken yönünüzden arındınız, yoksa ileride başınıza daha büyük işler açacaktı. Sonunda olmanız gereken boyuta geldiniz.
Hayatınızda geri dönüşü olmayan hataları ve deneyimleri, dersinizi alıp bu konuda emeği geçenleri affettikten sonra unutarak beyninizdeki ''kötü enerji''lerden kurtulmalısınız. Ancak bu durumda hayata geliş nedeninizi bulur ve bu alana hizmet ederek mutlu bir şekilde yaşayabilirsiniz.
Ünlü astrolog Hakan Kırkoğlu'nun bir sözü var, hayata geliş amacımızı anlatan ve buradan nasıl gideceğimizi tanımlayan; ''Bu hayata herkes bir bavulla gelir; içinde eksiklerimiz ve fazlalarımız vardır, yaşadıkça fazlalıkları atar eksikleri tamamlarız''.
Şimdi oturun ve düşünün. Sizi hala mutsuz eden anılarınıza dönün bir bakın hata nerede, kim haklı, kim haksız. Hatayı bulun deneyiminizi kendi gelişiminiz için tecrübeye dönüştürün. Haksız olanı affedin. En önemlisi kendinizi affedin.

23 Nisan 2014 Çarşamba

Herkes kendi kaderini yazar

Nice başarısız insanlar tanırız ki bu başarısızlığın en büyük sebebi hedefin net bir şekilde belirlenmemesidir. Kişi bir istek ve bir amaç doğrultusunda hareket etmek istiyorsa öncelikle bu şey her neyse onu net bir şekilde oturtmalı ve bunun ışığında yapması gereken şeyleri aşama aşama acele etmeden uygulamalıdır. Hedef net bir şekilde belirlendikten sonra ki bu hedef kesinlikle olumsuz cümle yapısı içermemelidir, bu doğrultuda yapılacak şeylerin bir listesi  ister zihinde ister kağıt üzerinde yapılmalıdır. Olumsuz cümle içermemelidir noktasında anlatmak istediğim, örneğin sizin hedefiniz veya isteğiniz ''mutsuz olmak istemiyorum'' olmamalı ''mutlu olmak istiyorum'' olmalıdır. Pozitif cümle kurmak çok önemlidir. Bir çok kişi hedef cümlesini nasıl belirleyeceğini bilemediğinden özellikle de doğamız gereği olmasını istediklerimizden çok olmamasını istediklerimizi düşündüğümüzden istek cümlemizi doğru oluşturamayız. Bu da hedefimizi net olarak belirlemez ve biz ilk aşamadan kaybederiz. İlk aşama doğru belirlendikten ve hedefe gidiş yollarımızı seçtikten sonra her bir adımımızın ardından durup düşünmeliyiz; bu  bana ne kattı, neler öğretti, sonraki adım için gereken her deneyimi kazandırdı mı ve bu deneyimler sonucu kendimi nasıl hissettim. Bu sorular karşısında herhangi bir olumsuz cevap veya duygu ile karşılaşırsanız sorunun nereden kaynaklandığını bulup ya yolunuzu yada hedefinizi değiştirmelisiniz çünkü niyetiniz ve isteğiniz birbirine uymazsa başarısız olmak kaçınılmaz bir sondur. Cevaplar olumlu olduğu sürece yolunuza emin adımlarla ilerlemeye devam edebilirsiniz. O zaman da  başarılı olmak sizin için kaçınılmaz bir son olur. Buradaki en önemli noktalardan bir diğeri ise dürüst olmaktır. Bu dürüstlük karşınızdakinden çok kendinize karşı olan dürüstlüğünüzdür. Niyetiniz ve ruhunuz isteğinize uymazken uyuyormuş gibi yapıp kendinizi kandırarak o yolda devam etmek sadece emek ve zaman kaybıdır.
Hedeflerimize ulaşma yolunda kendi menfaatlerimizden çok başkalarının menfaatlerini de düşünmemiz gerekir çünkü bizim istediğimiz her neyse o başka bir kişinin yaşamını alt üst ediyor veya o kişiyi zor durumda bırakıyorsa evren bunu kabul etmez ve size istediğinizi vermez. Verse dahi o başarı size mutluluk getirmez. Hedefinizi zihninizde canlandırın hem de her aşamasıyla. Bu sırada çevrenizdeki insanları gözlemleyin. Herkesin yüzü gülüyor mu, gülüyorsa isteğiniz herkesin yararınadır. Ardından çabalarınızın sonucunu canlandırın böylece geleceğinizin bir provasını yapmış olursunuz.
Başarılı olmak yalnızca sizin elinizde!

22 Nisan 2014 Salı

Harita vatan değildir

Hepimizin kendine ait özel bir zihin haritası vardır. Herkesin kendine ait diyorum çünkü herkesin deneyimi ve bu deneyimden çıkardığı ders farklıdır. Deneyimlerin aynı olduğunu var sayarsak bile hepimizin aynı deneyimden veya olaydan çıkardığı sonuç farklıdır çünkü bakış açıları farklıdır. Bu sebeple yorumlar da farklı olacaktır. Tabii insanların bakış açıları da geçmişte yaşadıkları olayların neden ve sonuçları ile birebir bağlantılıdır. Biz bu bakış açılarıyla deneyimlerimizi yorumlar, bazı çıkarımlarda bulunur böylelikle zihin haritamızı oluştururuz. Harita dediğimiz olguya aslında kısaca ''bizim özel, sınırlı algımız'' da diyebiliriz. Buradaki vatan ise ''gerçeklik''tir.
Haritalarımızın farklılığını daha net anlamak için bir uygulama yapmak istersek, taşınabilir bir nesne alıp karşımıza koyalım ve sadece o nesneye odaklanalım. Bize neler çağrıştırdığını düşünelim. Belki de rengi, kokusu veya görünüşü bizi çocukluğumuza veya çocukluğumuzdaki bir olaya götürecek. Belki de bizi hayal dünyamızda farklı düşüncelere, olaylara, anılara götürecek. Aynı nesneye farklı biri baktığında onu kendi hayal dünyasına, düşüncelerine götürecek. Belki de orta yaşta yaşadığı bir anıyı hatırlatacaktır. Aynı nesne size mutluluk verirken bir diğer kişiye hüzün verebilir. Bu durum herkesin kendi, özel yaşadığı deneyimine bağlıdır. İki kişinin de aynı nesne üzerine düşünceleri ve tepkileri, o objenin çağrıştırdığı şey farklı olacaktır. Fakat bu iki durumda da (sizin ve bir diğer kişinin düşündüğü), o nesnenin kişilere çağrıştırdığı şeyler, o nesneyi evrende doğru olarak tanımlamaz. İki düşünce de asıl olan gerçek değildir. O sizin yarattığınız kendi düşüncelerinizdir ve düşünceler sizi yönlendirir.
Siz haritanızı vatan bilirken aslında gerçek vatan sizin haritanız değildir ve kimsenin haritası değildir.Herkes kendi gerçeğini oluşturur ve ona göre hayatını şekillendirir. Haritanız sizi bazı duygulara sürükler ve o duygular da reaksiyona dönüşerek çevreye davranışınız olarak yansır
Peki siz bu zamana kadar neleri vatan bildiniz, düşünün ve kendi haritanızı tanımlayın.